fbpx
B10_gravur
W. H. Bartlett – Th. Allom, Voyage en Syrie et dans I’Asie Mineure, 1840.

“Adalia’ya vardığımızda hava kötüydü. Konaklamak için bir hana yerleştik ve birkaç saat boyunca şiddetli yağmurun hanın çatısından ve kaldırım taşlarından gelen sesini dinledikten sonra şehrin en iyi kahvehanesine gittik. Üstümüzden devasa kara bulut kütleleri geçiyordu. Kahvehanenin içi hem giyim kuşamlarıyla hem de dinleri, silahları ve gelenekleriyle bir renk cümbüşü oluşturan insanlarla doluydu. Kahvelerimizi içtik ve biz de bu cümbüşe katıldık: Dürzîler, Marunîler, Türkler, Rumlar, hepsini bir arada gördük. Bir tüccar kendi işleriyle meşguldü; bizim yan tarafımızda oturan biri Şamlı diğeri Suriyeli iki kişi İbrahim Paşa’dan söz ediyor, bizimle birlikte kahvelerini yudumluyor ve bizim pipolarımızdan içiyordu. Ortam anlatılan Şark masalları ve uzun hikâyelerle daha da güzelleşiyordu. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya devam ediyor ve soğuk bir rüzgâr kendini hissettiriyordu, fakat biz bu güzel ortamda ne yağmuru ne rüzgârı düşünüyorduk…

“Adalia şehrinin kapısının altında ferahlatıcı bir su kaynağı bulunduğunu ve diğer Şark memleketlerinde adet olduğu üzere çeşmenin başında zincirle asılı bir tas olduğunu söylemiştik. Symrna kervanı Adalia’ya vardığında zenginiyle fakiriyle kervandaki herkes susuzluğunu gidermek için bu su kaynağına koşuyor. Bu susamış yolcuların koşuşturması gerçekten ilginç bir manzara teşkil ediyor. Şehir iyiden iyiye tahkim edilmiş durumda: Etrafı büyük hendeklerle, çifte duvarlarla ve bunun üzerinde, yaklaşık elli adım arayla yerleştirilmiş kare şeklindeki gözetleme kuleleriyle çevrili.

Kenar Mahallelerinde, birbirinden uzaktaki evler portakal ağaçlarının ve meyve bahçelerinin aralarına dağılmış şekilde bulunuyor ve böylelikle geniş bir alanı kaplıyor…

Adalia nüfusu fazla olan ve büyük bir kent. Burayı Anadolu’nun en iyi yönetilen şehirlerinden biri olarak gösteriyorlar. Bu şehrin yerleşim alanı geniş ve topraklarının da çok büyük bir kısmı verimlidir. Hatırı sayılır derecede de deniz ticaretine sahne oluyor. Nüfusunun sekiz bin civarında olduğu, bunun üçte ikisinin Müslüman, geri kalanının ise Rum olduğu tahmin ediliyor, ilk bakışta görülen eski surları, büyük kuleleri, sütunları, harabe ve kalıntıları, zarif üsluplu minareleri ve kalesiyle Adalia’nın heybetli bir görünümü var. Kentin iç kısımlarına doğru ilerlediğinizde hiç bir Doğu kentinin bu denli hoş bir görünüme sahip olmadığını görürsünüz. Bahçeler çarpıcı bir zarafete sahip ve her biri kendine has güzellikte kokular saçan limon ve palmiye ağaçlarıyla, üzüm bağlarıyla dolu. Komşu olan Arabistan kökenlilerin işledikleri topraklar da çok bereketli. Toprağı yaran dereler tarlalara can verdikten sonra kayalık yerlerden geçerek buğday değirmenlerini harekete geçiriyor. Kentin pazar yerinde kervanlarla Smyrna’dan muntazam olarak getirilen çarşaflar, hırdavat ve İngiliz ve Alman menşeli dokuma ürünleri bulunabiliyor. Pamphylia’yı ve Lykia’yı da kapsayan Teke yöresinin kalbi olan Adalia şehrini bir paşa yönetiyor…”